Ayrılık
ankara'nın en kurak denizinde rıhtıma ağlayan bir gül bıraktım. hava galiba soğuktu yolun karşısı çok uzaktı zaten gözlerim de kördü üzerimde ne vardı her yer neden bir kırmızı bir mavi ve galiba taksici seni benden ayırmaya yeminliydi. mevsim var mıydı o an hangi iklim peydahladı resepsiyon masasındaki o çiçeği ve ben bu haldeyken insanlar nasıl oluyor da neyim olduğunu sormak yerine hiçbir şey olmamış gibi elma satın almaya devam ediyorlar yandaki pespaye manavdan kaçıncı kata çıkıyordum ben saat kaç saat seni ben geçiyor ve Dali müzesi iç organlarım. gece ağır bir ceza gibi boynuma asılıyor ben bugün burada kalacağım gidemem bir yere ayaklarım sözümü dinlemiyor iyi de ediyorlar sözümü dinleseler arkandan koşup yetişemeyecek -tim.